Minor-Asia > Articles > Articles
  



Bu tavırlarla 'soykırım'dan kaçış yok   27/08/2007

Bu tavırlarla 'soykırım'dan kaçış yok

'Soykırım' meselesini bir kenara bırakın, 'Ermeni' olmayı 'maalesef' kelimesiyle beraber kullanan faşist ve ırkçı bir zihniyet var müthiş bilimsel çalışmalar yapan anlı şanlı Türk Tarih Kurumu'nun başında...

ÖMER TAŞPINAR
Radikal, 27/08/2007

 

WASHINGTON - Türkiye en önemli iç ve dış sorunlarını hep 'semboller' ve 'korku' çerçevesinde tartışıyor. Bu durum kaçınılmaz olarak bir zihinsel felç doğuruyor. Zira semboller her şeyi basite indirgeyen bir yüzeysellik dünyası yaratıyor. Korku ise düzeyli ve demokratik bir tartışma için gerekli olan hoşgörü ortamını yok ediyor. Sonuç olarak semboller ve korku dünyamızdan çıkıp bir türlü sorunların temeline inemiyoruz. Örnekler çok. Mesela başörtüsü. Bütün tartışmaların etrafında döndüğü sembol. Hemen beraberinde yersiz bir şeriat korkusu getiriyor. PKK gene bir sembol. Kürt meselesi tartışması hemen bu sembole takılıyor. Hemen beraberinde bölünme korkusunu getiriyor. Ermeni soykırımı da bir sembol aslında. Dış politika kapsamında bir açmaz. İçeride ise tabu yaratan bir korku.

Bu semboller ve korku dünyamızdan acilen kurtulmamız gerekiyor. Aksi takdirde düşünme ve çözüm üretme yetilerimizi bütünüyle kaybedeceğiz.

Son günlerde tekrar gündeme gelen Ermeni soykırımı meselesi tartışması bu durumu açıkça ortaya koyuyor. Biz bu konuyu kendi aramızda kesinlikle rahat ve soğukkanlı bir şekilde konuşamıyoruz. Son tartışma da nitekim gene Amerika kökenli bir şekide sağlıksız bir temelde başladı. Diyelim dışarıdan bu konuyu bize dayatanlar art niyetli. Peki o zaman içerde nasıl bir tartışma yaşanıyor ona bakalım. Zaten biz hep bu konuyu tarihçilere bırakalım demiyor muyuz? Bakalım o anlı şanlı Türk Tarih Kurumu bu konuyu nasıl değerlendiriyor o zaman.

Irkçı bir zihniyet

Trajikomik bir durum. Soykırım meselesini bir kenara bırakın, 'Ermeni' olmayı 'maalesef' kelimesiyle beraber kullanan faşist ve ırkçı bir zihniyet var bu müthiş bilimsel çalışmalar yapan kurumun başında. Türk Tarih Kurumu Başkanı Yusuf Halaçoğlu, bir konferansta dile getirdiği "Türkiye'de yaşayan Kürtlerin Türkmen kökenli, Kürt Alevilerin ise 'maalesef' Ermeni kökenli" olduğuna dair sözlerinin medya tarafından çarpıtıldığını söyledi.

Bu zata sormak gerekiyor, neden acaba on binlerce Ermeni 'maalesef' kimlik değiştirmek zorunda kalmış. Herhalde sayıları 100 bine yaklaşan bu 'maalesef' Ermeni cemaat bir gün aniden, "Biz artık sıkıldık bu Ermeni olma işinden, biraz da Müslümanlığı deneyelim" demediler. Üstelik burada bitmiyor Halaçoğlu'nun incileri: "Ermenilikten çıkanların birçoğu samimi değilmiş"; zira 'bunların kilise kurma çabasında oldukları' biliniyormuş. Ve asıl burası ilginç, Halaçoğlu'nun asıl amacı, "Türk-Kürt çatışması çıkarılmak istenen Türkiye'de Türklerle Kürtlerin ne kadar kaynaştığını göstermekmiş." Yani 'Ah şu Ermeniler olmasa' biz aslında hiç yaşamazdık bu PKK bölücülüğü meselesini demeye getiriyor. Böylece iki sembol ve iki korku bir araya geliyor. Ermeniler ve Kürtler. Bölücülük ve 'soykırım iddiaları'. Sadece tarih dünyamızda değil siyaset alanında aynı korku ve semboller hâkim. Abdullah Öcalan'a 'Ermeni dölü' diyen ırkçı zihniyet daha 10 yıl önce bu ülkede İçişleri Bakanlığı yapıyordu.

Ama sağ olsun merhametli Türk büyüğü Halaçoğlu bu 'maalesef' Ermeni zevatın isimlerini basına açıklamak niyetinde değilmiş. Onların Ermeni olma ayıbı kendilerine yeter diye düşünüyor herhalde. Ama dikkat edin zira '1936-37'de devlet bu dönmeleri ev ev tespit etmiş.' Kendisinin de elinde 'Ermeni dönmeleri listesi' varmış. Bu konuda 'bilimsel' bir çalışma yapıyormuş Halaçoğlu. İşte Türkiye'de yaşanan tarihi tartışma bu. Biz bu zihniyet ile mi Ermenistan ile soykırım meselesi konusunda tarihi komisyon kuracağız? Bu kafayla mı tarihi tarihçilere bırakın diyoruz? Komikten öte, trajedi dolu bir duruma düşüyoruz dünyanın gözünde...

1915'i konuşabilmek

Biz 1915 yılında neler oldu rahatça konuşabilsek zaten bu kadar şizofrenik tepkiler vermezdik Batı'dan gelen soykırım tezlerine. Bu konuyu rahatça konuşabilsek durum bu hale kolay kolay gelmezdi. Ama korkularımız nedeniyle soykırım meselesini hep tabulaştırdık. Hatırlayın, çok değil bundan bir-iki yıl önce, Ermeni meselesi konulu bir akademik konferans hükümet sözcüsü Cemil Çiçek tarafından "Arkadan hançerliyorlar" sözleriyle tarihe geçti. Kim kimi arkadan hançerliyordu? Hani tarihi tarihçilere bırakacaktık? Sonuçta toplantı önce iptal edildi sonra özel bir üniversiteye alındı ve yoğun polis koruması sayesinde dar katılımla gerçekleşti.

Ermeni meselesi konusunda o kadar derin bir yaramız var ki, Nobel ödülümüze bile lanet yağdırdık. Bizde bu kadar çok zaaf olunca tabii ki bunları Batı koz olarak kullanır. Amerika ve Avrupa'da ataları Anadolu'dan göçmüş veya sökülüp atılmış milyonlarca Ermeni yaşıyor. Bu insanlar acaba nasıl hissediyorlar Türkiye'de teröristlerden 'Ermeni dölü' diye bahsedilince. Veya yanı başımızdaki Ermenistan halkı ne düşünüyor? En önemlisi İstanbul'da yaşayan on binlerce Ermeni vatandaşımız ne diyor acaba ? Acaba 'maalesef' Ermeni olmak onlar için nasıl bir duygu? Böylesine ırkçı bir söylemimiz varken biz Ermeni meselesinde kendi tezlerimizi 'maalesef' dünyaya pek kabul ettiremeyiz.

İçimde hep bir bir ümit vardı. Acaba Hrant Dink sonrası bir toplumsal olgunlaşma yaşar mıyız diye. Onun ve hayatını kaybeden milyonlarca Türk ve Ermeni anısına bir 'Hrant Dink Barış Anıtı' dikebilir miyiz diye kendi çapımda çabaladım. Aldığım cevaplar beni zamanla umutsuzluğa itti. Anıt fikrine çok iyi olur diyenler bile hemen bir-iki dakika düşündükten sonra "Olmaz çünkü böyle bir anıt hedef noktası haline gelir, anıta her zarar verildiğinde gene dünyaya rezil oluruz" dediler. Haklılardı galiba. Biz olgunlaşıp sorunlarımızı hoşgörülü ve demokratik bir ortamda tartışmayı başaramadıkça bu soykırım meselesinden 'maalesef' kaçış yok.


Return...



© 2014 - Europe & Orient

Back to Home Page Site map