Minor-Asia > Articles > Articles
  



Kendimize söyleyebilsek   27/08/2007

Kendimize söyleyebilsek

Yasemin Congar
Milliyet, 27/08/2007

Karalamacılığa Karşı Birlik (ADL) adlı 94 yıllık Amerikan Yahudi derneği, 'Osmanlı Ermenilerine yapılanın sonuçları itibariyle soykırıma tekabül ettiğini' açıklayınca yine aynı noktada bulduk kendimizi. Ermeni konusundaki gelişmeleri devletin içinden okuma, 'ulusal çıkar' retoriği üzerinden algılama, siyasi etki-tepki dinamiğiyle açıklama noktası bu... Sonuçta, ADL açıklamasına ilişkin yorumların istikameti, yorumu yapanın siyasi tavrına ve ideolojisine göre farklılaşsa da, aslında bir Möbius şeridinin iki ayrı yüzeyinden ilerliyor ve tek bir sınıra, aynı noktaya gelip dayanıyor.

Mesela, ADL açıklaması konusunda,'Hamas'ı davet edersen, İran'la yakınlaşırsan olacağı bu' diyor bazılarımız. Açıklamayı,'İsrail devleti çizgisindeki Amerikan Yahudilerinin' misillemesi saymakla, açıklamanın içeriğini değilse de, bu tür bir misilleme mantığını kabul ediyorlar sanki.

Siyasette ve medyada saptadıkları antisemitik eğilimlere özü itibariyle ahlaki bir eleştiri getirirken bile, bu eleştiriyi 'ulusal çıkarlar' ile gerekçelendirenlerimiz de var. Böylece, 'antisemitizm kötüdür' noktasından, kolayca 'antisemitizm bize zarar verir' noktasına, yani etik'ten çıkar'a kayıveriyor argümanları. ADL'nin açıklamasını, 'antisemitizmin cezalandırılması' diye okuyunca, açıklamanın 'anti-Türk' olduğunu düşünmenin de yolu açılıyor.

Bazılarımız ise, ADL'nin açıklamasına Türkiye'deki siyasi konjonktürle ilişkili anlamlar yüklüyor. Her taşın altında 'Yahudi komplosu' görmeye yatkınsak, ADL'nin tavrını da aynı inancın parçası yapabiliyoruz. Bunu yaparken, antisemitizmin yeni örneklerini ürettiğimizi fark etmiyoruz belki de.

* * *

Bu arada, ADL'nin açıklamasının, derneğin kendi içindeki dinamiklerin sonucu olduğunu teslim eden yorumcular da oldu ve bence haklılar. ADL'nin New England bölge sorumlusu, Ermeni soykırımının resmen tanınmasından yana çıkınca işten atılmasa ve bu durum, kurum içinde isyan doğurmasa, ADL Başkanı Abraham Foxman, o açıklamayı muhtemelen yapmayacaktı.

Ayrıca ben, gerek ADL'nin Kongre'deki soykırım tasarısına karşı tutumunu sürdürmesini, gerekse Foxman'ın, Türkiye'nin ortak tarih komisyonu önerisine destek bildiren ikinci açıklamasını ve Başbakan Erdoğan'a ilettiği mesajı, bu derneğin, Ankara (özelde de AKP hükümeti) ile ilişkiyi bozmak istemediğinin göstergesi sayıyorum.

Üstelik belki de, diyorum, ADL açıklaması bize bir fırsat sunuyor. Belki, bu açıklamanın iki özelliğini kendimize itiraf edebilsek, hep aynı noktada tıkanıp kalmaktan da kurtulabiliriz.

Bunu yapabilir miyiz? Bu açıklamanın, birincisi, dürüst bir açıklama olduğunu, ikincisi, çok yaygın bir vicdani kabulü yansıttığını kendimize söyleyebilir miyiz?

Bazılarımız bu görüşü naif, aptalca, hatta belki haince diye damgalayacaktır, ama Foxman'ın, 'Osmanlı Ermenilerine yapılanın soykırıma tekabül ettiğini' söylerken, bu söylediğine samimiyetle inandığını düşünüyorum ben.

Yıllardır, ABD'deki Yahudi cemaatinin önde gelenleriyle bu konuyu konuşuyorum ve tıpkı Ermeni tasarısına destek veren ya da karşı çıkan Kongre üyeleri gibi, tıpkı bu tasarıyı durdurmaya çalışan Bush yönetiminin birçok mensubu gibi, onların da, bugüne dek 'Osmanlı soykırım yaptı' dememiş olsalar bile, aslında buna inandıklarını görüyorum.

(Zaten ADL hep 'Ermeni soykırımı olmamıştır' diyordu da, birdenbire 'olmuştur' demeye başlamadı. Yeni olan, bugüne dek saklı tutulan görüşün ifadesiydi.)

Öte yandan, Türkiye'nin Ermeni konusundaki resmi tezi, dünyadaki birtakım örgütler, parlamentolar, hükümetler ve mahkemeler nezdinde benimsensin ya da benimsenmesin, bu tezin, asıl, toplumlar nezdinde pek bir vicdani kabul görmediğini bilmiyor muyuz?

Yıllar yılı resmi kanaldan ya da resmi himayeyle üretilegelmiş, Türkiye'nin 'ulusal çıkarına' uygun addedilmiş tarih tezi, yaşanmışlıklar karşısında etkisiz kaldı.

Ermeni konusunda, bugün toplumların vicdanında muteber olan anlatı, mağdurların hayat hikayeleriyle kuruldu. Nobel Barış Ödüllü Elie Wiesel gibi ahlaki otoritesi yüksek nice ismin yaşananlara 'soykırım' demesinin başlıca nedeni, bu anlatı.

Bir yanda, bu anlatıyla çelişen resmi Türk tarihçiliği... Diğer yanda, Ermeni olsun, başka milletten olsun tarihçilerin, birçoğu 'resmi Ermeni tarihçiliği' diye damgalanamayacak kriterlere sahip, yaşanmışlıklarla uyumlu çalışmaları... Ve bu iki koldan kendilerine sunulanlar arasında, birincisini propaganda sayarken ikincisini vicdanen benimseyen bir dünya.

Bu gözlemi kendimizle paylaşmak bile bir başlangıç değil mi aslında?


Return...



© 2014 - Europe & Orient

Back to Home Page Site map